30 Mayıs 2010 Pazar

Donnie Darko (2001)


Biraz komedi , biraz gerilim, güzel müzikler, güzel bir son(Tears for fears'ın Mad World'ü eşliğinde), ancak Richard Kelly'nin The Box filmi gibi bunu da sevmedim, imdb top 250 film listesinde 125. olsa da benlik değil.

İlginç gelen ismi nedeniyle epeydir izlemek istediğim filmi belki tam anlayamadım-okuduğum yorumlarda internet sitesinde yazanları okumak gerektiğini demişler-(bir filmi anlamak için neden internet sitesini okumak zorunda olayım ki), ama basit bir konuyu böyle karmakarışıklaştırmaya ne kadar gerek var bilmiyorum, karmaşıklığı severim ama bununki ilgimi çekmedi.

Kısaca ben sevmedim, ama seveni çok olan bir film olduğundan sevenlerinden özür diler belki ikinci kez izleme durumunda kalırsam severim Donnie Darko'yu diyip sıyrılayım :)

****Buradan sonrası filmle ilgili bilgi içerir****
Filmin anlatmak istediği(benim anladığım kadarıyla ve en basit haliyle) bir kişi ölür başta insanlar üzülür, ama ölmeseydi daha çok insan zarar görecek ve üzülecekti idi. Başroldeki Donnie'miz Jake Gyllenhaal'ı hakkında pek bir şey hatırlamadığım Zodiac filminde izlemişim. Nereye oturayım diye soran kıza, "Sit next to the boy you think is the cutest." şeklinde cevap veren öğretmen rolündeki Drew Barrymore ilginç bir karakterdi, filmde başka ilginçlikleri çıkmadı neden bilmem...

23 Mayıs 2010 Pazar

Robin Hood (2010)

Robin Hood yani kukuletalı Robin'den geliyor filmin adı ve Robin'den Robin Hood olma hikayesini anlatıyor... Konu yavaş ilerliyor, ilk yarı genelde sıkıcı, oyunculuklar ortalamanın üstünde, kostümler başarılıydı. Ayrıca sevdiğim oyunculardan olan Cate Blanchett'i (izlediğim filmleri için tık) filmde koyu renk olan saçları nedeniyle tanımadığım için kendime şaşırdım.

Filmin yönetmeni olan Ridley Scott'un(Russell Crowe ile çalışmayı sevdiği açık) önceden izlediğim Gladiator, Hannibal, Body of Lies, A Good Year ile filmlere bakınca izlemeye karar verdiğim "Black Hawk Down" ile "American Gangster"ın yönetmeni olduğunu gördüm.

Görüntülerin kalitesi nedeniyle sinemada izlemesi keyifli, evde izlemesi sıkıcı olacak ortalamanın biraz üstü bir film.

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Şenlikli üniversite günleri-haftaları

Mayıs ayı İstanbul'da konserlerin üniversitelerde yoğunlaştığı dönem, her üniversitede okulu son haftalarına doğru bir şenliktir gidiyor. Bu sayede amatör gruplara kendini gösterme fırsatı verildiği gibi normalde çok yüksek meblağlara konser veren ( geçen sene itüfest'te çıkan Tarkan gibi, bu sene Koçfest'te çıkacak Ajda Pekkan gibi ) sanatçıları öğrencilere daha ucuza dinleme fırsatı da verilmiş oluyor.Bu sene kursum başladığından kendime bir günlük konser hakkı tanıdım, o da Bedük'ün çıkacağı gün oldu. Bedük'ten önce Atiye vardı ki onun bir tek "salla" şarkısını biliyordum ve kendisine karşı çok önyargılıydım. Ancak Atiye bir geldi, pir geldi :). Önce güzelliğiyle( minicik, tahminen 34 beden, ancak spor yaptığı kolundan, bacağından, omzundan, duruşundan belli olan, harika bir fiziğe sahip bir kız), sonra söylediği ingilizce ve türkçe şarkıları yorumlayışıyla kendine hayran bıraktı ve Bedük için ortamı haraketlendirdi. Sonra da gecenin asıl bekleneni Bedük geldi. Geçen sene Yıldız Teknik'te çok beğenmesem de (belki ortam etkilidir), evvelki sene ilk kez Taşkışla'da izlediğimdeki gibi, belki de ondan daha iyiydi. Sahnede sürekli hareketli, herkesi coşturan Bedük'ü dinlerken dansede dansede son şarkılara doğru en öne ulaşarak ve acaip eğlenerek izledik, dinledik.

Bunlar da Bedük şarkılarından akılda kalan bazı nakaratlar
"Dance automatic, electronic, cybersonic, systematic"
"ain't nobody better than my baby"
"Hail all over the world! All my party people"
"you gotta be my woman"
"you're such heartbreaker"
"oh la la la la la la la DANCE cause my heels on fire"

Bir sonraki konserini iple çekiyorum :)

9 Mayıs 2010 Pazar

Anne...

Anneler hep kendini yoruyor ailesi için, bitmez tükenmez bir enerjileri varmışcasına... Düşünmüyorlar kendilerini, ailesini düşündükleri kadar...

Bize, annelerin çocukları-torunları olarak onları biraz dinlendirmek düşüyor; sadece bugüne özel olmasa da, ara ara yorulmasına ramak kala...

Öncelikle tüm annelerin, anne adaylarının, gelecekte bir gün anne olacak adayların ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN...

Yanınızdaysa sarılın öpün, değilse arayın sadece aramak bile anlamlı geliyor nasıl bir duyguysa annelik, kıymetini bildiğinizi gösterin-hissettirin bir kez daha... Hala yakınlardayken sevginizi gösterin, geç olmadan...

8 Mayıs 2010 Cumartesi

An Education (2009)

Mutlu başlayıp, kabusa dönecekken gene mutlu biten sakin bir aşk filmi, bizdeki vizyon adıyla Aşk Dersi. Hikayenin olumsuz geçecek kısmının oldukça hafif geçmesi, film olması açısından bir eksiyken genelde film izleme amacı mutlu olmak olan benim için iyi bile oldu :)
Filmin konusuysa lisenin birincisi, tüm hayatı derslerden ibaret ve amacı sadece Oxford'a girmek olan ancak ailesi karşı çıksa da Fransızca şarkı ve Fransa tutkunu bir ingiliz kızın spor arabalı ve yahudi bir adama aşık olmasıyla tamamen değişen hayatını içeriyor.
Kültürlü genç kızın yanında, yan rolde, tüm hayatı süslenmek olan ve başka hiç bir şeyden anlamayan sarışının anlamsız cevapları gülümseticiydi, ama sevgilisi başrol kızımıza tutkun olduğu halde bir şey olmadı ve o kısım havada kaldı. Sonlarda kızın ailesi hemen her şeyi kabul etti, çok pasiftiler; ama en başta da her şeye karışan bir portre çiziyorlardı. Bir de sanki genç kız ve ondan yaşça büyük bir adamın aşkının anlatıldığı filmler de bu aralar sık sık festivallerde gösteriliyor....Aslında düşününce filmde havada kalan çok şey var, ama ben izlerken bunlara takılmayıp müziklere, görüntülere, kostümlere ve geçen olaylara baktım. Filmi çok sevdim, tavsiye ediyorum :)