video etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
video etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ağustos 2010 Çarşamba

World's Greatest Dad (2009)

Lance Clayton(Robin Williams) lisede edebiyat öğretmenidir, aynı okuldaki asosyal ve sorunlu genç Kyle'ın babasıdır. Bilgisayar bağımlısı Kyle ilginç bir şekilde hayatını kaybeder, bunun açıklanmasından utanan babası ise oğlunun ölümüne intihar süsü verir ve oğlunun ağzından bir intihar notu yazar.
Filmin kopuş noktası olan ölüm ile bu ne saçma film, ne diye çekmişler ki hissi uyandıran, hatta akıldan hiç bir mesajı yok bu filmin düşüncesi geçirten film. Ancak sonradan farkediliyor ki durum farklı, film insanların fikrini değiştirmenin aslında ne kadar kolay olduğunu gösteriyor karamizah içinde. İnsanların nasıl sürü psikolojiyle hareket ettiği ve nefret ettiği dalga geçtiği insanı (tamam biraz abartılı ama) ilah haline getirdikleri

Robin Williams güzel bir oyunculuk sergiliyor ve şu sözlerle final yapıyor: "The worst thing in life is ending up with people who make you feel all alone." (Hayatta insanın başına gelebilecek en kötü şey, kendisini yapayalnız hissetmesine neden olan insanlarla yaşamasıdır.)

Ancak sonra gelen David Bowie'nin seslendirdiği "Under Pressure" şarkısı eşliğinde gelen sahneye anlam veremedim, sonra normal bir son ile bitti. Parçanın bir videosu aşağıda (facebook'tan okuyanların izlemek için metnin orjinal haline yani bloga gelmeleri gerekiyor)



Hikaye ilginç, verdiği mesajlar güzel... Kısa süreli(99dk) güzel film arayanlara tavsiye edilir.

Başka güzel Robin Williams filmleri: Dead Poets Society* (1989), Mrs. Doubtfire (1993), Jumanji* (1995), Flubber* (1997), Good Will Hunting* (1997), şu an hatırlamasam da Patch Adams (1998), pek savaş dönemi filmi sevmesem de Jakob the Liar (1999), Artificial Intelligence (2001), kötü adam rolü canlandırdığından biraz sinir olduğum One Hour Photo (2002), bir Christopher Nolan filmi olan Insomnia (2002), License to Wed (2007).

* en beğendiklerim

8 Mart 2010 Pazartesi

Mamma Mia! (2008)


Filmi izlemeye başlarken ilk düşündüğüm bu ne güzel mavi tonları oldu ve tabii ki cam gibi deniz ve çeşitli Ege ağaçları :) Niye Yunanlılar'ın kendi Ege'sini pazarladığı gibi, bizim Ege'mizin de reklamı yapılamıyor hem bizde fazlası var diye düşünmeden edemedim gene...

Neyse filme dönersem, Broadway müzikalinden uyarlanmış, konusu tamamen geyik ama özellikle böylesine yağmurlu ve soğuk havada tam izlemelik, enerji doldurmalık, ABBA şarkılarıyla dolu bir müzikal film. Film çekilirken 59 yaşında olan Meryl Streep nasıl en fazla 35 gösteriyor ve ne acaip sevimli rol yapıyor, kadın her filminde döktürüyor (2) Oscar'lı oyuncu dedikleri böyle bir şey olmalı (ki bence Julie & Julia'daki performansıyla 3.yü haketmiş, ama olmadı sağlıklı olsun başka filmle alsın :p); Pierce Brosnan'ınsa mavi gözleri filmin tamamıyla uyumlu diye düşünmeden edemedim :)

Müzikal filmler genelde yorucu oluyor, ama eğer sürekli şarkılı danslı olmasına hazırlıklı olunursa bu sinemada da çok yormaz diye tahmin ediyorum, bir de yazılarla beraber müzikal devam ettiğinden bir kez daha sevdim filmi :) Eve gittiğimde birde büyük ekranda izlemeyi düşünüyorum...

Bu da ABBA'nın "money money money" şarkısı :)

24 Şubat 2010 Çarşamba

Çeşitli 2 (müzik)

Daha önceden başka yerlerde paylaştıklarım kayboluyor diye burada toparlamıştım, bu sefer aradan neredeyse 4 ay geçecekken tekrar yapayım bir ikincisini dedim. İşte 5 Kasım'dan itibaren paylaştığım müzik videoları:

Reşid Behbudov'dan Sonbahar


Erol Evgin'den "Söyle Canım" nostaljik klibi:


Nilufer'den orjinal Mor Menekşe (o aralar Galatasaray'a hitaben bol bol söyleniyordu sanırım )


Kayahan'dan "Beni anlamadın ya"


Demir Demirkan & Fuat Güner'den "Aşk var ya"



Aziza Mustafa Zadeh - Take Five


The Amy & Erin Show - U Can't Touch This



System of a down - Chop suey


Sen şimdi uzakta cennette meleklerle bizi düşler ağlarsın.... (Barış Manço)


Shivaree - "Goodnight Moon"
Timsah.com


Jim Carrey - Don't You Want Somebody To Love


İbo Show 29 Kasım Bayram Özel programında Didem'i izlemişiz televizyonda onu da buldum, Fatih Ürek bile ağzı açık izliyor :) Linke tıkladıktan sonra HD'yi tıklayınca görüntü HD olmasa da düzeliyor :D

Mon amie la rose, Francoise Hardy


Erik Hassle & Ellie Goulding - Be Mine (Robyn Cover)

The Bird and The Bee - Fucking Boyfriend

Lights-Drive My Soul



Robyn - Be Mine


Değişik müzik istersen

Travis - Love Will Come Through



God Help The Girl

Charlotte Gainsbourg - Heaven Can Wait


Emiliana Torrini - Tuna Fish


Dusty Springfield - Spooky

Dusty Springfield - Spooky

Kate Nash - Merry Happy

16 Ocak 2010 Cumartesi

Twitter'ım güzel kuşum


Bloga sadece film ağırlıklı yazmaya başladım, çünkü beğendiğimi düşündüğümü sağolsun facebook-twitter-friendfeed neredeyse uyuduğum zaman hariç sürekli açık olduğundan kapmaya başladı. Ama malesef oralar çok kalıcı olmuyor o anda geyik dönüyor ve bitiyor e benim blog yazma sebebim neydi sevdiğimi ilgimi çekenleri koyayım sonra hatırlamak için bakayım kaybolmasın, olmadı işte bir cümlelik sistemler kaptı elimden bu düşüncemi ve biraz biraz toparlayıp koyayım tekrar buraya dedim, biraz abartıp neredeyse her şeyi koyduğum şu yazımda olduğu gibi.... Gerçi bu seferlik facebooktaki paylaşımları koymadım onları da bir ara bakıp seçmece koyarım belki....

12 Kasım'da Applied'a uykulu bir halde girmişim ama ders aralıksız 1 saat 45 dk sürünce, bu sefer uyutan değil, uyandıran ders olmuş :). Aynı akşam Aşk-ı Memnu'da Beren Saat'in dişlerini yaptırdığını görmüş ve beğenmemişim, ama dün gördüm daha iyi duruyor :)

Üniversite öğrencisi olarak Alfa Romeo Mito alırsan ücretsiz ileri sürüş tekniği öğretiyorlarmış, tamam hemen alıcam bir tane :p (bunun maili gelmiş bana kim bilir nerelerden aldılar)

Sonra Kurban Bayramı geldi; samsundakiler grip, burdakiler misafir beklentisi içinde... Biz teyzemle bir kaç saatliğine Burgazada'ya gittik, yürüyüşe diye çıkarak yazmalıyım Burgaz'ı aslında.... Bayramın ilk günü tam bir bahar havasıydı, zaten anneannem hep der kurban bayramının ilk günü hava güzel olur insanlar rahat rahat kurban kessinler diye, ikinci günü de yağmur yağar ortalık temizlensin diye gene öyle oldu. Ama ilk günü yer yer boğaz kırmızıya büründü kurban kanlarıyla bu devirde özellikle büyük şehirlerde kurban çok anlamsız geliyor....Live messenger'da Yeşim dinamik resim yapmış, ben de denedim çok sevdim :)

Sonra 10 Aralık gene bir perşembe günü "bihterin geceliği, matmazelin evi, firdevsin dişleri... güzel" demişim. Gerçekten matmazelin evi mükemmel manzarası ve küçük olmasıyla ne kadar güzel ve sevimli, tam olarak nerede acaba diye her izlediğimde düşünüp duruyorum, biri beni aydınlatır mı? :)

Okuduğum kitapta(Yıldızın Parladığı Anlar) "Gerçeğin, sadece gençlikten, evet sadece gençlikten öğrenildiği ne kadar doğru!" cümlesini görüp paylaşmışım...

300 dolara Panik Atak diye kısa film çekip Hollywood yapımcılarıyla 30 milyon dolarlık kontrat yapmışlar, ama 300 dolara çektiklerine inanmak gerçekten güç bir izleyin, pişman olmayacaksınız :)


Rebel Moves'tan Silly Combination dinleyin

21 Aralık'ta Mobile Communication dersinin sunumu vardı yeterince hazırlanmamış olmanın stresi boynuma kramp soktu ve yaklaşık 2 hafta boynum ağrıyarak gezdim.

24 Aralık Behlül saçını kesti, oh be sonunda dedik :)

ETİ Kaymaklım, çilekli yoğurtlu ve böğürtlenli yoğurtlusunu denedim, HA-Rİ-KA :)

Yanılmıyorsam 29-30-31 Aralık günlerinde İstinye Park'ta yılbaşı etkinliği olarak misafirlerinin konfetili, yılbaşı ağaçlı fotoğraflarını çekip kocaman ve istediğin kadar basıyorlar, biz de çektirdik çok eğlenceliydi, bir de bando geziyordu yılbaşı müzikleri çalarak :) Diğer AVM'leri bilmiyorum ne yaptılar, ama ipark eğlenceliydi...

Sonra en büyük yeni yıl hediyem 2 Ocak'ta geldi domuz gribi gibi bir şey, yazdım zaten onu :)

İlk defa bir gün -11 Ocak'ta- eve geldim ve bilgisayarımı hiç açmadım, biraz ders çalıştım. İnternet bağımlılığından kurtulma çabalarına ilk adım günü....

O zaman haydi şimdi bütün eller havaya...


15 Ocak 2010 Cuma

Marley & Me

Filmin başında çalan REM'in "Shiny happy people" parçası insanın içini ısıtıyor, dinleyin sizin de içinizi ısıtsın :)


Film hayatının her adımı planlı bir kadına (Jenifer Aniston) kocasının(Owen Wilson) hediye olarak köpek yavrusu almasıyla planlı ve düzenli hayatının değişimini konu ediyor.

*****spoiler****
Aldıkları Labrador cinsi Marley o kadar yaramaz ki ne köpek eğitimcileri katlanabiliyor ne de bakıcılar... Sonra peşpeşe 3 çocuk yapıyorlar, havuzlu bir eve taşınıyorlar. Daha sonra adamın hayalinin fırsatı olan muhabirlik için başka bir şehirden teklif geliyor oraya taşınıyorlar, kocaman bahçeli evleri oluyor. Böyle hareketli ve eğlenceli giden film sonlara doğru aşırı duygusallaşıyor, çünkü Marley yaşlanıyor ve hastalanıyor. En sonunda da Marley ölüyor, gömülme sahnesinde çocuklar da dahil(özellikle Nathan Gamble) tüm aile öyle güzel rol yapıyor ki Marley öldü diye izleyeni bile ağlatıyor.....

31 Aralık 2009 Perşembe

Yeni Yıl

Herkese sağlıklı, mutlu ve bol paralı, 2009'daki sıkıntılardan uzak bir yıl diliyorum...

27 Aralık 2009 Pazar

500 Days of Summer

Konusunu ve filmde olacakları az çok bilerek izlenen klasik romantik komedilerden farkı anlatış tarzı: Artık sık karşılaşılan bir ileri bir geri gitmenin yanına, sonlara doğru bir de Beklenenler ve Gerçek şeklinde ikili video koymuş Marc Webb adlı yönetmenimiz, güzel olmuş. Film müzikleriyle eğlenceliydi, bir de video ekleyeyim dedim bu sefer :



****Buradan sonrası filmle ilgili bilgi içerir****“Bu, genç adamın genç kızla tanışma hikâyesidir. Esas oğlan; Margate, New Jersey'li Tom Hansen. Doğru insanı bulacağı güne kadar asla gerçek mutluluğa ulaşamayacağına inanarak büyüdü. Bu düşüncesi, küçüklük çağlarında dinlediği hüzünlü İngiliz pop şarkılarından ve The Graduate filmini tamamen yanlış yorumlamasından kaynaklanıyordu.

Esas kız; Shinnecock, Michigan'lı Summer Finn. Aynı fikirde değildi. Ailesinin evliliği parçalandıktan sonra sadece iki şeyi sever olmuştu. İlki uzun siyah saçlarıydı. İkincisi ise, onları kılı bile kıpırdamadan kesmesi ve hiçbir şey hissetmemesiydi.

Tom, Summer'la 8 Ocak'ta tanıştı. Neredeyse daha o anda, aradığı kişinin o olduğunu anlamıştı. Bu, genç adamın genç kızla tanışma hikâyesidir. Ama şunu bilmelisiniz ki bu bir aşk hikâyesi değil.”

Film böyle bir açıklamayla başlıyor, yani olacakları az çok tahmin edebiliyoruz izleyemeye başlamadan... Kız birinin kız arkadaşı olmak istemiyor, esas oğlanla sadece arkadaş olmayı bıraktıkları halde ilişkilerini arkadaş olarak tanımlıyor, bunu da

"İstemiyorum da ondan.Bir kadının özgür ve bağımsız olmak istemesine inanmıyor musun? Birinin kız arkadaşı olma fikri beni huzursuz ediyor. Aslında birinin bir şeyi olma fikri genel olarak huzursuz ediyor. Ben kendi başıma olmayı seviyorum. İlişkiler çok karışık ve insanların duyguları incinebiliyor. Genciz. Dünyadaki en güzel şehirlerden birinde yaşıyoruz. Daha zamanımız varken eğlenebildiğimiz kadar eğlenelim ve ciddi meseleleri de sonraya saklayalım derim."

sözleriyle açıklıyor. Aslında böyle düşünme sebebi ailesinin yeni boşanmış olması. Ancak, sonunda ne oluyor bizim oğlandan ayrıldıktan sonra birden evleniyor. Bir nevi bizim oğlanı anne-babasının ayrılmasının getirdiği psikolojik travmayı atlatmak için kullanmış oluyor. Evet, ben böyle düşünüyorum; ama buna rağmen izlerken iki karaktere de asla sinir olmuyorsun her şey normal ve olması gerektiği gibi oluyor çünkü. Zaten kız da ilişkilerinin yürümeme sebebini "Hep olan şey. Hayat işte." diye açıklıyor.
"Yılın birçok günü aleladedir.Başlar ve biter. Hakkında hiçbir şey hatırlanmaz. Birçok günün, hayatın akışına bir etkisi yoktur."

Bazılarının da çoktur hayat işte; kız evleniyor ve çocuk eski işinin saçmalık olduğuna karar verip mesleği olan mimarlık için iş görüşmesine gidiyor vee orda Autumn ile tanışıyor.

Şimdi gelsin 500 Days of Autumn...

****Buradan öncesi filmle ilgili bilgi içerir****
Bir de Tom'un en fazla bu resimdeki kız kardeşinin sadece 20 saniyen var anlat çözeyim derdini havası da çok hoştu :)

24 Mayıs 2009 Pazar

Canın sıkı hali

Bazen nedenini anlayamadan bir sürü şeyin üst üste gelmesiyle insanın canı sıkılır ve can, o hiç bitmeyecek gibi gelen sıkı haline geçer, buna neden olan o bir sürü şeyi tek tek düşünmektense komik birşeyler izlemek canı sıkı halden çıkarır bazen... İşte o komik ya da kafa dağıtan videolardan bazıları:

dördüz bebekler hepsi birden gülüyor


manyaklık parayla değil

horlama


Loituma: "Levan Polkka" 1996

kadir has üniversitesi "pump it"

Hindistan vivident reklamı

8 Mart 2009 Pazar

Halk ve hastalar

5 Mart perşembe günkü Mehmet Y. Yılmaz'ın " Kendisine faydası olan' daha makbul" başlıklı yazısını okuduktan sonra aklıma gelenler...

Kendine faydası yoksa mantığındaki halkı, gittiği doktorun az ilaç vermesi ya da hiç ilaç vermemesine "doktor bana ilaç vermedi ne biçim doktor bu" mantığına benzettim... Gerçi şimdilerde ilaç yazımına gelen sınırlamalarla hastalar alıştı az ilaca, ama 15-20 yıl önce durum çok farklıydı.

Bir de ilaç niyetine finlandiyalı folk topluluğundan bir şarkı videosu
http://www.facebook.com/profile.php?id=715686419&ref=nf#/video/video.php?v=1070495759416&ref=nf böyle açılmıyorsa videonun başlığı Dec 15, 2008 8:48pm başka yollardan bulunabilir belki, aman dikkat bağımlılık yapma yan etkisine sahiptir :) Ben ilk dinlediğimde 10 kez fln tekrardan başlatmıştım. Bir de aynı parçaya Metin Uca'nın CNNturk'teki yeni programında da rastladım.


edit: Metin Uca'nın gazetelerin arka sayfasındaki çıplak fotoğraflara koydurduğu şarkı