kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2011 Pazartesi

Dorian Gray (2009)

Oscar Wilde'ın harika romanı Dorian Gray'in Portresinden uyarlama film, romandaki etkileyicilikten yoksun; ancak filmin renkleri ve başarılı oyunculuklar romanı okumayan-hatırlamayan izleyiciyi memnun ediyor. Film saf ve temiz yüzlü delikanlı Dorian'ın, Lord tarafından bir canavara dönüşmesini konu ediniyor. Dorian'ı Narnia filmlerinde oynayan genç oyuncu Ben Barnes, Lord Henry'i ise Colin Firth canlandırıyor. Romanı tam hatırlayamasam da filmdeki gibi olmadığını hatırlayabiliyorum, roman peşinden izlesem büyük ihtimal filmden nefret ederdim. Bu sayede akla gelmişken roman tekrar ya da ilk kez okunmalı :)

20 Ağustos 2010 Cuma

Angels & Demons (2009)

Dan Brown'un uzun dönem en çok satan listesinden düşmeyen kitaplarından olan Melekler ve Şeytanlar'ın film uyarlamasını sonunda izleyebildim. Bir önceki uyarlama The Da Vinci Code (2006)filmini sanırım daha çok beğenmiştim. Bu kitap ise serideki en sevdiğimdi yanılmıyorsam ve kitabı okuyalı 5-6 sene önce olduğu için ne olacağını bilmeden izledim. Hatırladığım kadarıyla kitapta nasıl bu kadar düşünmüş de yazmış dedirten ayrıntılar filmde olsa bile çok hızlı geçtiği için o kadar dikkat çekmiyordu, ancak yine de kitaptaki kadar olmasa da filmin ortasından sonra oldukça heyecanlı gidiyor.Oyuncular karakterlerle uyumluydu. Çekimler Vatikan'ın izin vermemesi sonucu kopya olmasına rağmen etkileyici mekanlarda geçiyor. Filmi Akıl Oyunları'nın yönetmeni Ron Howard yönetmiş.

31 Temmuz 2010 Cumartesi

The Time Traveler's Wife (2009)

Audrey Niffenegger'in yazdığı Zaman Yolcusunun Karısı adlı romanı 3-4 günde okudum, bir solukta okuduğum hikayenin türkçe çevirisini çok başarılı bulmadım. Konuysa oldukça ilginç. Bulunduğu zamandan başka zamanlara giden bir adamın (Henry), bir yolculuğunda tanıştığı ve ilk tanıştığında 6 yaşında olan küçük kız Clare ile hayatlarını anlatıyor.
***spoiler olarak**
Okurken insanın canı sürekli kahve ya da yiyecek bir şeyler çekiyor :)
***

Kitabı bitirir bitirmez büyük bir heyecanla filmi izledim. Ancak romanda anlatılanlar hafızamda bu kadar tazeyken sürekli bir karşılaştırma halinde izledim ve doğal olarak romana göre bir sürü eksiklik ya da farklı anlatışlar gözüme batıp durdu. Henry(Eric Bana) ve annesi dışındaki karakterleri de okurken kurduğum gibi bulamadım. Bu nedenle taraflı gözlemime rağmen güzel ve çarpıcı bir hikayeyi, Robert Schwentke(Jodie Foster'lı Flightplan'in yönetmeni) daha yumuşak olarak birazda sadece aşk hikayesiymiş gibi yansıtmış. Ben sevdim, okuduklarım nasıl film olmuş görmek hoşuma gidiyor :).

21 Şubat 2010 Pazar

Fantastic Mr. Fox (2009)

Sonunda bir film festivaline bilet alıp film izleyebildim. Bu if istanbul'da festival ruhu hiç yok, geçen yıl biletsiz olan kısa filmlerde festival havasını daha çok hissetmiştim belki onun Taksim'de bunun Caddebostan'da olmasıyla da ilgili olabilir bilmiyorum :) CKM'nin en üst katındaki tiyatro salonundan bozma sinema salonunu !f'e ayırmışlar o yüzden teknoloji eksikliğinde bir salondu. Festival kavramı eğer vizyonda da gösterilebilecek bir filme bilet aldıysan, kötü salonda izletme nedeniyle acaip anlamsız geldi bana. Olayın hikaye kısmını geçip filme dönersem...

Filmin hikayesinin alındığı romanın yazarı Roald Dahl'ı küçük yaşlarımda"Matilda" ile "Charlie'nin Çikolata Fabrikası" kitaplarıyla tanıyordum, hikayelerine bayılmıştım, filmlerini de sevdim. Böyle yaratıcılığı yüksek bir yazarın başka bir kitabının filmi olunca kesin severim diye düşündüm ve bileti aldım :) Böylece tanınmış bir yönetmen olan Wes Anderson ile de tanışmış oldum (hem de aynı gün doğmuşuz), filmseverlerin tanıdığı bir yönetmenmiş artık ben de bundan sonra filmlerini izler tanırım :)
Filmdeki animasyon ilk başta yavaş geldi(bıdı bıdı giden tilkiler şeklinde, film stop motion çeklikdiğinden olsa gerek), konuşmalarsa hızlı(yaşasın altyazı :D); sonradan animasyona ve seslendirmeye alışıp filme odaklanabildim. O tilkiler ne güzellerdi öyle, mimikleri, gözleri, zarif yapılı vücutları ve topuklu ayakkabı giymiş gibi ayaklarıyla. Film müzikleri ile karakterlere bir şey olunca gözlerin değişmesini de sevdim... Filmde gülümseten pek çok sahne oldu ama salonun sol taraflarındaki kahkaha atan adam kadar gülmedim neye güldü merak etmedim değil :)

Film hem çocuklara hem büyüklere şeklinde olmuş güzel olmuş.

16 Ocak 2010 Cumartesi

Twitter'ım güzel kuşum


Bloga sadece film ağırlıklı yazmaya başladım, çünkü beğendiğimi düşündüğümü sağolsun facebook-twitter-friendfeed neredeyse uyuduğum zaman hariç sürekli açık olduğundan kapmaya başladı. Ama malesef oralar çok kalıcı olmuyor o anda geyik dönüyor ve bitiyor e benim blog yazma sebebim neydi sevdiğimi ilgimi çekenleri koyayım sonra hatırlamak için bakayım kaybolmasın, olmadı işte bir cümlelik sistemler kaptı elimden bu düşüncemi ve biraz biraz toparlayıp koyayım tekrar buraya dedim, biraz abartıp neredeyse her şeyi koyduğum şu yazımda olduğu gibi.... Gerçi bu seferlik facebooktaki paylaşımları koymadım onları da bir ara bakıp seçmece koyarım belki....

12 Kasım'da Applied'a uykulu bir halde girmişim ama ders aralıksız 1 saat 45 dk sürünce, bu sefer uyutan değil, uyandıran ders olmuş :). Aynı akşam Aşk-ı Memnu'da Beren Saat'in dişlerini yaptırdığını görmüş ve beğenmemişim, ama dün gördüm daha iyi duruyor :)

Üniversite öğrencisi olarak Alfa Romeo Mito alırsan ücretsiz ileri sürüş tekniği öğretiyorlarmış, tamam hemen alıcam bir tane :p (bunun maili gelmiş bana kim bilir nerelerden aldılar)

Sonra Kurban Bayramı geldi; samsundakiler grip, burdakiler misafir beklentisi içinde... Biz teyzemle bir kaç saatliğine Burgazada'ya gittik, yürüyüşe diye çıkarak yazmalıyım Burgaz'ı aslında.... Bayramın ilk günü tam bir bahar havasıydı, zaten anneannem hep der kurban bayramının ilk günü hava güzel olur insanlar rahat rahat kurban kessinler diye, ikinci günü de yağmur yağar ortalık temizlensin diye gene öyle oldu. Ama ilk günü yer yer boğaz kırmızıya büründü kurban kanlarıyla bu devirde özellikle büyük şehirlerde kurban çok anlamsız geliyor....Live messenger'da Yeşim dinamik resim yapmış, ben de denedim çok sevdim :)

Sonra 10 Aralık gene bir perşembe günü "bihterin geceliği, matmazelin evi, firdevsin dişleri... güzel" demişim. Gerçekten matmazelin evi mükemmel manzarası ve küçük olmasıyla ne kadar güzel ve sevimli, tam olarak nerede acaba diye her izlediğimde düşünüp duruyorum, biri beni aydınlatır mı? :)

Okuduğum kitapta(Yıldızın Parladığı Anlar) "Gerçeğin, sadece gençlikten, evet sadece gençlikten öğrenildiği ne kadar doğru!" cümlesini görüp paylaşmışım...

300 dolara Panik Atak diye kısa film çekip Hollywood yapımcılarıyla 30 milyon dolarlık kontrat yapmışlar, ama 300 dolara çektiklerine inanmak gerçekten güç bir izleyin, pişman olmayacaksınız :)


Rebel Moves'tan Silly Combination dinleyin

21 Aralık'ta Mobile Communication dersinin sunumu vardı yeterince hazırlanmamış olmanın stresi boynuma kramp soktu ve yaklaşık 2 hafta boynum ağrıyarak gezdim.

24 Aralık Behlül saçını kesti, oh be sonunda dedik :)

ETİ Kaymaklım, çilekli yoğurtlu ve böğürtlenli yoğurtlusunu denedim, HA-Rİ-KA :)

Yanılmıyorsam 29-30-31 Aralık günlerinde İstinye Park'ta yılbaşı etkinliği olarak misafirlerinin konfetili, yılbaşı ağaçlı fotoğraflarını çekip kocaman ve istediğin kadar basıyorlar, biz de çektirdik çok eğlenceliydi, bir de bando geziyordu yılbaşı müzikleri çalarak :) Diğer AVM'leri bilmiyorum ne yaptılar, ama ipark eğlenceliydi...

Sonra en büyük yeni yıl hediyem 2 Ocak'ta geldi domuz gribi gibi bir şey, yazdım zaten onu :)

İlk defa bir gün -11 Ocak'ta- eve geldim ve bilgisayarımı hiç açmadım, biraz ders çalıştım. İnternet bağımlılığından kurtulma çabalarına ilk adım günü....

O zaman haydi şimdi bütün eller havaya...


30 Ağustos 2009 Pazar

Captain Corelli's Mandolin

Geçen yıl romanını okuduğum hikayenin 2001'de çekilmiş filmini nihayet izleyebildim. Roman çok güzel, filmde romana bağlı kalınmış ama tabii ki o kadar ayrıntıyı ve duyguyu filme koymayı başaramamışlar. Ayrıca neden harika kitapların filmini o kitabın yazıldığı millet çekmez anlamam. Filmi amerikalılar çekince de doğal olarak senaryoda ne amerikalı ne de ingiliz olmasına rağmen filmin çoğu ingilizce geçiyor ve kitabın bir kısmı daha böylece filme yansımıyor. Ayrıca filmi kötü yapan bir diğer unsur da başrol oyuncuları, 3ü de ( nicholas cage (yüzbaşı corelli), penelope cruz (pelagia), christian bale (mandras) ) sevdiğim oyuncular olmasına rağmen birarada pek uyumlu olmamışlar. Ancak yanlış anlaşılmasın ben filmi beğendim, bana romanı tekrar anımsattı, benden epey önce izleyen aile üyelerim beğenmemiş sanırım bu nedenler beğenmeme sebepleri olabilir. Tek tek baktığımda; Nicholas Cage'in italyan aksanlı ingilizcesi, Penelope Cruz'un baştan sona harika oyunculuğu ve Christian Bale'nin son döndüğündeki halini beğendim ben...


Doktor rolündeki John Hurt da The Oxford Murders'daki hocaymış, gene tanımadım adamı :D






18 Ağustos 2009 Salı

Şair

Michael Connelly'nin 1996'da yazdığı polisiye romanı yeni bitirdim. Romanın kurgusu, anlatımı, inandırıcılığı harikaydı, acaba filmini çektiler mi çektilerse nasıl olmuştur merak etmedim değil :). Başta bana asıl ilginç gelense kitaptaki katilin cesetle beraber Edgar Allen Poe'dan dizeler bırakmasıydı...
Edgar Allen Poe'yu ilk kez nisan-mayıs ayları civarında okuduğum Poe Gölgesi adlı romanda tanımıştım, okurken zaman zaman sıkılsam da o kitap sayesinde meşhur şairi tanıma fırsatı buldum...

Şair'i okurken de okuduğum güne(14 ağustos) çok uyan dizeler vardı Annie'ye (For Annie) şiirinden:

Tanrıya şükür! O bunalım anı,
Tehlike, geçti
Ve sürüncemedeki hastalık
Bitti artık

Umarım nice 6 aylar daha bu düşüncemiz kaybolmaz....

Romanda geçen başka şiirler: Hayal Ülkesi, Göl

not: unutmadan yazayım geçen ay okuduklarım Nazım Hikmet'in (gizli bir otobiyografi özelliğindeki romanı) "Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim"i ile Elif Şafak'ın popüler"Aşk"ı....
Son söz: Okuduğum üç romanı da çok beğendim :)

28 Aralık 2008 Pazar

Tarihi Kitaplar

Bu hafta vatan pazar ekinde 2009'da okumak için kitaplar önermişler, onları sitesinden kopyalıyayım buraya derken, henüz bugünkü gazeteyi online hatta taşımadıklarını gördüm, kitap aramasına bastığımda da...

Tarihi sevdiren kitaplar başlığında:

Helge Hesse’nin “80 Cümlede Dünya Tarihi” tarihe yön veren 80 cümlenin ne zaman, hangi koşullarda ve ne amaçla söylendiğini hatırlatarak zevkli bir okuma sağlıyor.

Helmut Reinalter’in “Masonluk” adlı kitabı, hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunan masonluk konusunda bilinmesi gerekenleri anlatıyor.

Hikmet Bila’nın kaleme aldığı “CHP 1919-2009” ise resmi tarih niteliği taşıyor.

Özelikle ilkini merak ettim :) Eklesinler bu haftaki ekteki kitapları da koyayım

4 Aralık 2008 Perşembe

Kara Kitap

Sonunda Orhan Pamuk'un 1985-1989 yılları arasında yazıp, 1990 yılında yayınladığı Kara Kitap adlı romanı bitirdim. Zaman zaman çok zevk alıp kendimi bile şaşırtan bir hızla okudum, zaman zaman da okurken sıkıntıdan uykum gelmeye başlayıp atlaya atlaya bir şey anlamadan okudum ama sonunda bitirdim. Şimdi de kitapta hoşuma giden cümleleri buraya yazayım kalıcı olsun dedim :)

Şimdi baktığımda daha sonra bu kendi olmaya çalışma çabaları insanı bunaltıyor, buraya yazarken sıkıldığımı itiraf etmeliyim, ama ilk okuduğumda çok hoşuma gitmişti...

Kitabın birinci kısmının 16. bölümü "Kendim Olmalıyım"dan:

"Kendim olmazsam onların olmamı istedikleri biri oluyorum ve onların olmamı istedikleri o insana hiç katlanamıyorum ve onların olmamı istedikleri o dayanılmaz kişi olacağıma hiçbir şey olmayayım ya da hiç olmayayım daha iyi, diye düşünüyorum."

"İnşallah bir gün başarılı olacak"
"Çok çalıştı ve yıllar sonra başarılı oldu, diye gördükleri kişi oluyorum ve daha kötüsü, ben de kendimi başka türlü göremediğim için, bu hiç sevemediğim kişilik etimin üstüne çirkin bir deri gibi yapışıyor."

Kitabın birinci kısmının 17. bölümü "Beni Tanıdınız mı?"dan:

"Böylece hayatımın ilk yarısını bir başkası olmak istediğim için kendim olamadan, ikinci yarısını da kendim olamadığım yıllar için pişman olduğum için bir başkası olarak geçirecektim."

"Hiç kimsenin kendisi olamayacağını bir daha hiç unutulmayacak kesin bir bilgi gibi öğrenmiştim artık"


Kitabın ikinci kısmının 7. bölümü "Harflerin Esrarı ve Esrarın Kaybı"ndan:

"Allah'ın asıl niteliğinin bir 'gizli hazine', bir 'kanz-i mahfi', bir esrar olduğuna ilişkin sayfalarca yazı okudu. Bütün sorun bu esrara ulaşabilmenin yolunu bulmaktı. Bütün sorun esrarın her yerde, her şeyde, her nesnede, her insanda görüldüğünü kavramaktı. Dünya bir ipuçları deniziydi; her damlasında arkasındaki esrara varacak bir tuz tadı vardı. "

Kitabın ikinci kısmının 16. bölümü "Şehzadenin Hikayesi"nden:

"İnsanların en büyük zevki, öteki insanları kendilerine benzetmek,"

"Acıklı ve sefil ve zavallı olalara acıdığı için etkilenir insan,"

"Sıradan ve özelliksiz olanlardan, biz de sonunda onlarla birlikte sıradan ve özelliksiz olmaya başladığımız için etkileniriz,"

"Bir kişilikleri olanlardan, saygıyı hak edenlerden de, farkında olmadan onları taklit etmeye başladığımız için etkileniriz."

"Başkalarının hikayeleriyle mutlu olabilen bütün milletler yıkılmaya, yok olmaya, unutulmaya mahkumdular."