11 Ekim 2010 Pazartesi

Get Low (2009)

Two Soldiers (2003) filmiyle en iyi kısa film Oscar'ını kazanan Aaron Schneider'in ilk uzun metraj filminde Robert Duvall, Bill Murray ve Lucas Black harika oyunculuk sergiliyor.

Filmin konusu ise tüm kasabanın korkulu rüyası olan yaşlı bir adam(Felix) 40 yıldır kocaman arazide kurulu çiftliğinde yalnız başına yaşamakta ve kimseyi arazisine sokmamaktadır. Eyalette hatta belki de çevre eyaletlerde bile, yıllardır adamın yaptığı korkunç şeylerle ilgili efsaneler dolaşmaktadır. Bir gün Felix, elinde bir tomar parayla kiliseye gider ve kendi cenazesini düzenlemek istediğini söyler, rahibin ne demek istediğini anlama kapasitesinin olmadığını görünce çiftliğine geri döner. Sonradan rahiple Felix'in konuşmasını duyan, kasabanın iflas etmek üzere cenazecisinde çalışan genç yaşlı adamı ikna etmeyi başarır. Felix'in zekice cevapları güldürücü yer yer duygusallaşan film görülmeye değer. Bende biraz Gran Torino hissi uyandırdı, onu seven bunu da sevecektir :)

Kapıda bilet için beklendiği takdirde filmekimi kapsamında "Mezara Kadar" adıyla salı ve perşembe günleri izlenebilir.

****Buradan sonrası filmle ilgili bilgi içerir**** 
Felix'in cenazesi için dahiyane fikri, bir cenaze partisi düzenlemektir ve bu partiye Felix hakkında anlatacak hikayesi olan herkes davetlidir. Ayrıca 5 dolara satılan biletler arasından, parti sonunda çekiliş yapılacak ve çiftlik evi arazi ile birlikte başka birine ödül olarak verilecektir. Böyle bir ödül ve nefret edilen adam hakkında istediğini söyleyebilme düşüncesiyle partiye 5 eyaletten insan gelir...

23 Eylül 2010 Perşembe

Gone with the Wind (1939)

Margaret Mitchell'ın Pulitzer Ödüllü aynı adlı romanından uyarlama 1939 yapımı filmde çevresindeki tüm erkeklerin hayran olduğu güzeller güzeli Scarlett O'Hara'nın ilginç hayatını anlatıyor. Scarlett kendisine ilgi göstermeyen tek erkek Ashley Wilkes'e kafayı takmıştır. Ashley ise kuzeni Melanie ile evlenmeye karar verir. Ashley ve Melanie'nin evlenmesine engel olamayan Scarlett, aceleyle çevresinden biriyle evlenir. Evliliklerden kısa süre sonra iç savaş patlak verir ve tüm erkekler orduya katılır. Savaş döneminde Melanie'nin en yakını Scarlett olur ve birlikte hayatta kalmaya çalışırlar. 4 saate yakın süren filmde Scarlett'in başına akla gelmeyecek pek çok olay gelir. Bu kadar uzun olmasına rağmen sıkmadan kendini izleten film kelimenin tam anlamıyla bir klasik.
Oyunculuklar, kostümler, mekanlar ve o zamanların ilk renkli filmlerinden olması ise filmin görsel güzellikleri...Romanın ilk bölümünü okumuştum, belki kısa versiyonuydu tam emin değilim, ama okuduğum kısmı tamamen filmde geçiyordu. Belli bir yerden sonra filmdeki olayları hatırlamayınca anladım ki kitabın tamamını okumamışım :) Ancak kitap uyarlaması filmlerin içinde de favori listelere girecek başarıda bir film. Ayrıca 8 Oscar'ı var, 1940 ödüllerini silip süpürmüş :)

22 Eylül 2010 Çarşamba

Mongol: The Rise of Genghis Khan (2007)

"“Moğol” üçlemesinin ilk filmi olan Cengiz Han, genç Temuçin’in savaşarak esaretten kurtuluşunu ve dünyanın yarısını ele geçiren uçsuz bucaksız Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu olan Cengiz Han ünvanına sahip oluşunu konu alıyor."
Otobüs yolculuğunda izlediğim filmde Moğollar'ın kültürünü, dinini, Cengiz Han'ın çocukluğundan hükümdar olana kadar başına gelenleri görmek, öğrenmek açısından güzel bir film. Ancak filmde Cengiz Han'ın sadece iyi yönleri anlatılıyor, çok iyi bir insan olarak gösteriliyor; bu nedenle filmin yönetmeni çeşitli olumsuz tepkiler almış ve tarihi gerçekleri yansıtmıyor iddiaları ortaya atılıyor. Gene de film olarak başarılı, az değil 20 milyon dolara yapılmış ve 126 dk olmasına rağmen sıkılmadan izledim.

Billy Elliot (2000)

Maden işçisi olan ve son zamanlarda greve giden baba ve abiye sahip küçük Billy'nin baletlerin eşcinsel olarak görüldüğü bir toplumda, bokstan baleye kayması, baleye olan aşkı ve üstün yeteneği sayesinde balet olma hikayesi anlatılıyor. Babasının Billy'yi dansederken gördüğü sahne favorim oldu. Film The Reader (2008)'ın yönetmeni Stephen Daldry'nin ilk uzun metrajıymış. Bu güzel müzikleri olan İngiliz yapımı müzikal filmi izleyince, bu sene eğlenceli bir bale gösterisine gitme kararı aldım :)

21 Eylül 2010 Salı

Lüküs Hayat

26 yıldır tiyatro sahnesinde oynanan ve biletleri yok satan Lüküs Hayat'ı Yaz Oyunları kapsamında 19 Eylül Pazar akşamı Harbiye Açık Hava'da izledim. Bir önceki açıkhava oyununda biletimi bulma dışında insan yoğunluğu konusunda bir sıkıntı yaşamamıştım, ancak bu sefer alana yaklaştığımızda upuzun bir giriş kuyruğuyla karşılaştık ve oyunun başlamasına 5 dk vardı. Buna rağmen hızlı bir şekilde açılan diğer kapılarla, sadece 10 dk gecikmeli başlayan 3 perdelik oyun (2 arasıyla beraber) 4 saat sürdü. Normalde 3 saat sürmesi gereken oyun, Zihni Göktay'ın doğaçlama güncel sahneleriyle normal süreyi 1 saat aştı.
Oyunun konusu şehir tiyatrolarının sitesinde şöyle geçiyor. Küçük hırsızlıklarla geçinen Rıza ile Fıstık bir zengin evine girince kendilerini bir kıyafet balosunun ortasında bulurlar. Aslında bu ikilinin içine düştüğü bu yeni ortam, batılılaşma özentisinin ortasına düşmüş halktan insanların durumudur.
Zihni Göktay'ın doğaçlama kısmında stüdyo dairenin 450 bin dolar olmasından, "one minute" olayına, Binbir gece dizisinde Şehrazat'ın 150 bin dolar olayından, adidas eşofmanlı tikky kızlara, Var mısın Yok musun'dan Survivor'a, referandumdan altın çileğe pek çok güncel konuyu içeriyor.

Ben böyle coşkulu seyirci ile izlediğim bir tiyatro hatırlamıyorum, daha oyun bitmeden ayakta alkışlıyorduk. Ancak itiraf etmeliyim Zihni Göktay doğaçlamaya başlayana kadar bu oyunun niye bu kadar popüler olduğunu anlayamamıştım, öyle çok görkemli bir oyunculuk yoktu. Sonradan oyuna sihir yapılmış gibi bir anda ilgi çekiciliği arttı. Bu kadar uzun sürmesine rağmen tekrar izlemeyi kafama koydum, bu sezonda tekrar izlemeliyim :)
İşte oyunun en popüler parçasının sözleri :)

şişli'de bir apartıman
yoksa eğer halin yaman
nikel-kübik mobilyalar
duvarda yağlı boyalar

iki tane otomobil
biri açık, biri değil
aşçı, uşak, hizmetçiler
dolu mutfak, dolu kiler

hanım gider, sen gidersin
gündüzleri çaydan çaya
gece olur, davetlisin
ya dineye ya baloya

hey
lüküs hayat, lüküs hayat
bak keyfine yan gel de yat
ne güzel şey
oh ne rahat
yoktur eşin lüküs hayat
yaz gelince adadasın
mayo giymiş kumlardasın
etrafında güzel kızlar
canın çeker, burnun sızlar

hanım motorla dolaşır
hanım serbest, kim karışır
takarsın şeyleri bazı
dünya böyle sen ol razı

sen de kendi hesabına
topla akşam etrafına
sarıları, esmerleri
kır şampanya kadehleri